1 Haziran 2016 Çarşamba

BİR KUŞ OLSAYDIM!




"Kuş gibi olaydım!" der insan; uçmak ister, süzülmek ve gitmek ister uzaklara. Uzaklara gidince ne olacak, bilemez ve çok az insan uzaklara gider; çok az insan bunu yapmaya kalkar. Ama uzaklara gitmek isteyen çoktur. İstemekle, gitmek arasındaki farkı bilirler, hep isterler, ama gitmezler; aslında gidemezler.

Ya gittiğin yerde de uzaklara uçup-gitmek istersen? Ömür yeter mi, hep böyle uç-git yaşamaya; hep böyle yaşanır mı göçebe?

"Acı çekmeseydim!" der insan; acı çekmemek için sevmemek lazım, özlememek lazım; bunu bilir insan. "Acı çekeyim" diye sevmez insan, mutlu olmak ister, ama ona sözü verilmiş bir sonuç yoktur. Mutluluk nedir ki? Gayet kırılgan, gayet nazlı bir duygudur. Hüzünse... İşte o kolay gelir, pişkindir ve de gayet arsız; ondandır ki geldiği yere göndermesi zordur. Şiire dönüştürebilirsen ne iyi! Yoksa içini oyar, derinleşirsin, ama bu hayra olmaz, içinde kör bir kuyu açar ve bu kuyunun ne suyu vardır ne ışığı....

Ondan şiir yazıyorum ben... Kuyuya dönüşmeyeyim diyorum. Veriyorum şiire hüznümü ve bu sefer başkaları hüzünleniyor; ağlamaklı oluyorlar, ama şiir yazmak ağlamaktan farklıdır; Ağladıktan sonra "ben niye ağladım?" dersin. Aslında, ağlayıp-rahatladığın için böyle dersin. Ağlamazsan kendini incitirsin. Şiiri yazdıktan sonra "bunu neden yazdım?" demezsin, "iyi ki yazmışım!" dersin. Ama ağlamanın ve şiir yazmanın ortak yanı, hüznün sağalmasıdır. Ondan ben ya ağlarım ya şiir yazarım.... İkisi birlikte yapamam, fazla gelir, ağır gelir.

"Ya bir gün benim de göç edesim gelirse?" diyorum ve sonra "acaba nereye giderim?" diyorum? "Nereye?"

"Gittiğim yerde, bir saati duvara vurup-susturmanın mümkün oluşu gibi, kafamı da susturabilir miyim?" diyorum. "Hadi kafamı susturdum, ya kalbim susar mı?" diyorum! Diyorum da diyorum... "Bunların ikisi de suskunluğa gömülürse, ben nasıl bir şey olurum? diyorum. "Bu olduğum şeyden tad alır mıyım?" diyorum.

Gittiğim yerde "Yazmak için yazmadığımı, yazmak zorunda olduğum için yazdığımı anlarlar mı?" diyorum... "Yazmadığım zamanlarda da, aslında yazabileceğimi, ama en iyisi susmak olduğu için yazmadığımı bilirler mi?" diyorum?

Diyorum da diyorum...

"Başka bir yere gidersem, kalbimi, aklımı ve anılarımı buralarda bırakabilir miyim? "diyorum? "Bu üçünden birisini bile yanıma götürsem, ne farkeder, herşey eskisi gibi olmaz mı?" diyorum. "Düşündün yetmedi, yazdın. Yazdın yetmedi, şiir geldi imdada. Peki ya şiir de yetmezse ne olacak?" diyorum. "Hepten sussam" diyorum.

Diyorum da diyorum.

Sonra "Ne desem boş. Ben çocukluktan beri böyleyim, kalbimi emanete, aklımı ihanete ve anılarımı sokağa bırakamam ki!" diyorum.

"Bakıp-seyredeyim bakalım neler olacak?" diyorum. "Ne gelen boşa gelir, ne de giden boşa gider!" diyorum.

ve susuyorum...

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------


11 Şubat 2016 Perşembe

LECTURE BY SAVAŞ ŞENEL: "IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" 12/02/2016





LECTURER: Savaş ŞENELTOPIC:" IN ORDER NOT TO MISS THE BIG PICTURE" SEE YOU TODAY,FARABI TALKS
Posted by Farabi Talks on 11 Şubat 2016 Perşembe





-----------------------------
-------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI

Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com



(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

-------------------

21 Eylül 2013 Cumartesi

‘BIRAKINIZ OKUSUNLAR, BIRAKINIZ SEYRETSİNLER"-Benimle Yapılmış Olan bir Röportaj (Medyatik Terapi)

 - İSTANBUL-ZAMAN 
Savaş Şenel, ‘medyatik terapi’ adını verdiği metotla gençlere farklı bir öneride bulunuyor. Ona göre, eğitimciler vermek istedikleri mesajı, bir film, bir roman üzerinden yaptıkları zaman daha akılda ve gönülde kalıcı oluyor. “Ben bir şiir kadar etkili olamam.” diyen yazar, edebî metinlerin yaraya şifa tarafının olduğunu düşünüyor. Röportajın devamını okumak için bu satırı tıklayınız.
-------------------------
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
---------------

21 Kasım 2011 Pazartesi

BUGÜN HİÇ BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTEMİYORUM







Bugün hiçbir şey söylemek istemiyorum. Uzun uzun susmak istiyorum; yaşadığım şeyin dargınlık bile olmasını istemiyorum; ilgisizlik olsun istiyorum. Şiir bile gelmesin, beni yormasın istiyorum. Bugün herhangi bir şeyi anlamlandırmak, bugün herhangi bir insanı anlamak, anlamamak, dinlemek veya herhangi birisini özlemek, herhangi birisine kızmak istemiyorum. Herhangi birisinin hayatına ne katmam gerektiğini düşünmek ya da başka herhangi bir şey düşünmek istemiyorum. Bugün ilgisiz bile olmak istemiyorum; bugün her şeyden habersiz olmak istiyorum.





Sokakta bir adamın çocuğunu niye tokatladığını, bu kadının neden bana baktığını veya bir delikanlının neden üzgün olduğunu merak etmek istemiyorum. Yaralı bir kedi görmek, onu evime götürmek zorunda kalmak veya sokaktaki kedileri de düşünmek istemiyorum. Bugün istemediğim veya istenmediğim herhangi bir yerde herhangi bir küçük veya büyük amaç için bulunmak zorunda olmak istemiyorum. Bugün beynimin saat gibi çalıştığını veya kalbimin durmadan inleyip-mırıldandığını duymak istemiyorum. Duyarsam ilgilenip-ilgilenmemek konusunda bile düşünmek istemiyorum. Tercihlerle ilgilenmek, iyi bir insan olmaya çalışmak istemiyorum; hiçbir şey olmak istemiyorum; hiçbir şey olmak istiyorum; sükûnet; sadece sükûnet istiyorum.





Hiçbir şeyin sebebiyle, neden öyle olduğuyla, neden böyle olduğuyla veya neden şöyle olduğuyla ilgilenmek istemiyorum. Hiçbir ayrım, hiçbir fark üzerinde düşünmek, herhangi bir mesaj vermek veya almak, herhangi bir acı haber duymak veya neşeli bir haber vermek istemiyorum.



Büyük bir okyanusun içinde ve suyun yüzünde süzülür gibi, kendi yalnızlığımda ve hüznümde süzülmek istiyorum; bu yalnızlığı ve hüznü dağıtmak için herhangi bir şey yapmaksızın, sadece, gerçekten ve hakikaten yalnız olduğumu kabul etmek ve içime sindirmek istiyorum.



Bu idrak, sessiz duam bu olsun istiyorum…



Her şeyi, hiç değilse bazı şeyleri, yeniden hatırlamak üzere, ama hiç değilse, 1 saat için unutmak istiyorum…
--------------
Savaş Şenel
İngilizce-Yabancı Dil Öğrenim Danışmanı
&
İletişim Danışmanı


Medyatik Terapi: Kitaplar, filmler, hikâyeler vs gibi araçlarla kişisel dönüşüm
Online Dersler-eğitimler

Savaş ŞENEL hakkında bilgi alabileceğiniz linkler
Savaş ŞENEL'in verdiği dersler, eğitimler ve seminerler
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
Savaş ŞENEL'in resmî sitesi
Savaş ŞENEL'in Yazmış veya Tercüme etmiş olduğu kitaplar
Savaş ŞENEL'in seslendirilmiş şiirleri-Yazıları

Savaş ŞENEL'in çalışmalarına destek veren kişiler-kurumlar

(Alfabetik sırayla)
http://nedenkitap.com/
http://tavsiyet.com/
http://uskudar34.com/
http://yusufsert.com.tr/

Savaş ŞENEL'in İletişim adresleri:
savassenel@savassenel.com
savassenel@hotmail.com
savassenel@gmail.com

Skype: savas.senel
Facebook: Savaş ŞENEL-Düşünür de Yazar
Facebook:Her gün 1 İngilizce Cümle-1 English Sentence for Each Day
İngilizce öğrenmek için kullanılabilecek kaynak e-grubu
Twitter: www.twitter.com/savassenel
Linkedin: Savaş ŞENEL




----------------




Kitabın İkinci baskısı özel-Cep Boyutunda yapılmıştır.
Okurlarıma teşekkür ediyorum.
Kendiniz ve dostlariniz icin guzel bir hediye:
Kitap hakkında bilgi almak için bu satırları tıklayınız.





6 Mart 2010 Cumartesi

BUGÜN, BENİM DOĞUM GÜNÜM!


Bir de baktım yeni bir yaşıma girmişim ve bir yandan bir yaşı bitirmişim. Aslına bakarsanız, dünyaya 7 aylık olarak, yani 2 ay 10 gün erken geldiğim günden beri bu böyle! Bütün bu yıllara eşlik eden bir çok şey yanında, merak duygusu da hep benimle olmuş. Hep sorularım olmuş, cevaplar aramışım. Annem ve babam beni susturmadıkları için, bu duygu ölmemiş. Sonradan da bana hep sorular gelmiş. Belki de bu süreç, ilk bir kaç ayı annemin kucağında değil, küvözde geçirdiğim içindir. Belki de daha sonra; mesela bebekken elle tutulabildiğim zamanlarda teyzemin beni kucağına aldığı vakitlerden birisinde yere düşürmesiyle başladı, ama ondan önceki süreci hatırlayamadığım için, kıyaslama yapamıyorum! Beni kucağından düşürdüğü için teyzeme kızmıyorum, o da küçüktü, beni seviyordu ve zaten bizi kucaklarından düşürenler bizi sevenlerdir! Çünkü bizi düşmanlarımız değil, sevdiklerimiz kucaklarlar!

Anlayışlı bir anne ve babanın çocuğu olarak ve iki kız kardeşimle bilikte büyüdüm. A
nnem ve babam bütün sorularımı sabırla cevaplandırdırlar veya cevaplandırmaya çalıştılar. Fikirlerim sebebiyle şiddet görmedim, ama sorulara cevaplar arayan ve kendince bulan zihnim, çocukken de, gençken de yetişkin de arkadaşlarım, büyüklerim ve akrabalarım tarafından hep sorgulandı.

Hep ilginç ve geleceği parlak fikirlerin büyüsüne kapıldım; pişman olmadım. Ama karşıma çıkanların çoğu bana anlamak veya incitmek için değil, ama incitecek şekilde sorular sordular. Bu süreç, ben 13 yaşlarındayken başladı. Fakat ilginç bir özelliğim vardı, inandığım şeyleri hakkıyla savunamasam da, hiç bırakmazdım. Her idealistin başına gelen benim de başıma geldi: yabancılandım, "öteki" oldum. Sonra bu durumun benim hayatımın bir parçası olduğunu anladım ve kabullendim. Önce "öteki" oldum, sonra beni "ötekileştirenler" "ötekiler" durumuna düştüler, ama ben onlara "ötekilermiş" gibi davranmadım. Anlamaları için zaman lazımdı, bu kadar basitti.

Türk insanını tanırım ve severim; beni ötekileştirenleri de, beni olduğum gibi kabul edenleri de. "Bu dünyada bizden başkalarına yer yok!" diyenlerin de bu dünyada bir yerleri olduğunu kabul ettim, çünkü onlardan bir farkım olsun istedim.

Üstatlarım oldu. Onlara rastlamasaydım, boşlukta savrulacak, duyarlı, düşünür beynimi kimbilir nelerle uyuşturacaktım! Belki her erkeğe "rakip", her kadına da "haz kaynağı" gözüyle bakacaktım. İnsan olduklarını, kalpleri, ruhları olduğunu ve içlerinde bir çocuk bulunduğunu ya görmeyecektim ya da görmek istemeyecektim. Ya haz tüccarı olacaktım ya da haz tüccarlarının elinde savrulacaktım! Belki de rakı şişesinde balık olacaktım!

Ama öyle olmadı ve bunun için hep şükrederim.
Başımdan geçenlere içerim, ama daha çok "aklımdan geçenlere içerim!" Ama su, ayran, kahçe, çay vs. içerim.

Başıma çok kötü şeyler geldi, kimselere diyemedim, kusurlarım oldu, ama kimseciklere anlatmadım. Onları, beni anlayabilecek ve affedebilecek olana anlatırım. Belki de yaşadıklarım ve işlediğim kusurlarım sebebiyle, insanları daha iyi anlar oldum, mutevazı oldum, kibirli davranamaz, onlara hemen kızamaz oldum. Saf yerine koydular, saflık yaptılar; bunu ben söylemedim, ama sonradan farkettiler...

Hızlı yaşamışım, güzel şeylerin parçası olmuşum. Hakkını veremiyorum diye hiç bir güzel şeyi terketmem ve onunla kalırım. Güzel yerlere ve topluluklara ait olmak isterim. Ait olduğum yerler, güzel yerler olsun isterim. Bir şeyin önünü ardını düşünmeden hareket etmemeyi, düşünmeden hareket edip bir hata yaparsam da utanmayı öğrendim. Utanmaktan korkmadım. Utanılacak bir şey yaptımsa, pişman olmak istedim, pişkin olmak istemedim. Çünkü pişman olursanız, kendinize gelirsiniz, pişkin olup-savrulursanız başka yerlere gidersiniz! Pişmanlığın getirdiği acıyı ve dönüşümü, pişkinliğin verdiği rahatlatıcı uyuşukluğa tercih ettim.

Ve 43 yaşına geldim. Bu yaşta görünmeyi seviyorum. Hangi yaştaysam o yaşta görünmeyi seviyorum. 18 yaşımda 18 yaşındaya görünmeyi seviyordum, 43 yaşında da 43 yaşında görünmeyi seviyorum. Çünkü 43 senedir yaşıyorum, yaşadığım yıllar eksik görünsün istemiyorum! Sevdiklerimi sadece kollarımla kucaklamıyorum, kollarımla, 43 yılda birikmiş olan sevgim, hoşgörüm ve bilgeliğimle kucaklıyorum.

Dostlarım yaşlanmakta olduğum için beni gizli veya açık bir şekilde teselli ediyorlar; hâlbuki ben yaşlanmakta olduğum için, insanları anlayabiliyorum ve onları teselli edebiliyorum. Bir kitabı iyi anlayıp tercüme edebiliyorum, çünkü dert nedir, tasa nedir, haz nedir, evlat acısı nedir,
özlemek nedir ve sonunda illa galip çıkmam gereken iç kavgaları yaşamak nedir biliyorum.

Aşkın, sevginin, şefkatin ve tutkunun ne olduğunu biliyorum. Her aşkta, tutkuda ve sevgide, mutlaka şefkatin yer alması gerektiğini biliyorum. Amma velâkin her sevginin ve şefkatin, aşka veya tutkuya dönüşmek zorunda olmadığını da biliyorum. Aşka olan saygım, ona köle olanlardan daha fazladır. Ve fakat, aşkın ve tutkunun ketçap veya yoğurt gibi herşeye eklenmesininin gereksiz olduğunu biliyorum!

Seçim yapmanın trajik bir şey olmadığına; seçim yapmak zorunda bulunmanın bir ayrıcalık olduğuna inanıyorum. Trajik olan şeyin, doğru seçimleri yapmanıza ve herşeyi yerli yerine koymaınıza yardımcı olacak değerlerden yoksun bulunmak olduğunu biliyorum.

Aslında her ilişkiyi yöneten üç kişi olduğunu, bu üç kişinin siz, karşınızdaki insan ve inandığınız ortak değerler olduğunu biliyorum.

Çok şey biliyorum, daha fazla şeyi bilmiyorum.

Bir şeyi biliyorum, hayat bir lütuftur, verildiği gibi de geri alınacaktır. "Hoca yaşlandı, derinleşti!" demeyin. Ben bunu 13 yaşımdan beri biliyorum, merak etmeyin!

4 çocuk dayısıyım, Japonca bilmiyorum.

Kıymetli bir arkadaşım ve okurum: "Doğum gününle ilgili bir yazı yazmayı düşünmüyor musun veya böyle bir yazı var mı?" diye sorunca, ben de bu yazıyı yazdım.

Doğum günümü kutlayan veya benim bugün doğmuş olduğumu aklından geçiren herkese teşekkür ediyorum. İnsan, insanlarla yaşar, sorunlar da, fırsatlar da insanlarla gelir. Bazen insan olmak bana ağır bir sorumluluk gibi gelse de, beni insan olarak yaratana ve iyi insanlarla muhatap edene şükürler olsun.

Herkese güzel bir hayat diliyorum.

15 Ekim 2009 Perşembe

Seslendirilmiş yazı: Kadınlar Hakkında

video

Şöyle der yasa:


Kabalıktır ısrar etmemek,
Bir kadın seni reddediyorsa.
Hemen bırakıp gidersen,
Şansın olmaz bir daha.

Onunla hayat bulduğunu,
Kadın her yaşta duymak ister,
Ve güzel olduğunu.

Üşüyorum diyorsa,
Verdiğin sade ceket olmasın.
Ona sokul ki,
Yüzü solmasın.

O da seni sever,
Çocuklarını seversen,
Saygı duyar sana,
Işıltısını översen.

Bırak anlatsın, sus ve dinle,
Konuşmuyor o zaten
Yüksek sesle söylüyor
Ne geçiyorsa zihninden.

Kaybetmemek için güvenini
Sırrını kimseye vermeyeceksin,
Ondan izin almadan
Mutfağına girmeyeceksin.

Şöyle der yasa:

Bir kadının ricası emirdir.
Artık sana emrediyorsa,
Bir kabalık ettin demektir.

İstediğin kadar sever seni,
Ona önce saygi duyarsan,
Her zaman sever seni,
Zarafetine uyarsan.

--------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
--------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com
-------------

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Seslendirilmiş yazı: Kızıma

video

Sen doğduğunda, ağabeyini, oğlumu ihmal ederim sanıp korkmuştum biraz. Ama öyle olmadı.

Bana ağabeyini unutturamadın! Zaten bunu da istemezsin!

Ama sen farklısın!

Gülümsemelerin, sokulman, nazlanmaların… Bir âlemsin sen!

Gelip bana sokuluyorsun ya, başını eğip kollarını bana doğru uzatarak dansa davet ediyorsun ya! Nerden öğrendiysen, yüzünde mahcup bir ifade var ya! Sana hayır diyemiyorum! Zaten hayır demek de istemiyorum!

Kapıdan çıkarken, beni usul usul, tane tane ve özenle öpüşün, sevgiyi duyumsamadaki dikkatin… Belli ki sevmek ve sevilmek için yaratılmışsın…

Kulağıma eğilip saçlarını kestirmek için izin isteyişin, ben izin verince sevinişin, ama yorulduğunda izin almadan kucağıma gelişin ve sarılman… senin saçlarını koklarken duyduğum sevgi ve bir yandan da seni bu denli sevmekten ürküyor olmam… Sen ilginç bir deneyimsin…

Hani bazen yanıma geliyorsun ya, beni özlemişsin, anlıyorum. Sen bir şey demeden sana sarılıp, saçlarını kokluyorum. Bunu büyüdüğün zaman da yapalım, olur mu?
Zaman, mekân ve aradan geçmiş olan yıllar benden bu imtiyazı almasın…

Senin kocaman hâlini düşünüyorum…

Bir babanın en büyük kâbuslarından birisi senin büyümüş hâlin olsa gerek!

Etrafındaki kişiler, senin zarafetinin, güzelliğinin veya çekiciliğinin altında kırılgan ve zarif bir kalbin olduğunu görebilecekler mi?

Başkaları da seni benim gibi sevecek mi?

Sen uyuyakaldığında, seni yatağına götürmek üzere kucakladığım zaman, sanki kalbini de kucaklıyorum; dünyanın en kırılgan varlığını taşır gibi oluyorum.

Bir gün birisi hayatını seninle geçirmek istediğini söylediğinde ve sen bunu bana ilettiğinde acaba ne yapacağım?

Sanıyorum, tek düşüncem sana kör ve geçici bir aşkla değil, saygıyla, sevgiyle ve şefkatle bağlanıp-bağlanmadığını anlamak olacak…

Sana bunları veren birisini ben de çok seveceğim, emin ol.

Sevmek, yanında endişe, ilgi ve korkuları da getiriyor…

Ve bazen yoruyor da.

Ama seni sevmek güzel…

Ve Allah Kerim…
-----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
-----------------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@savassenel.com
savassenel@hotmail.com
skype: savas.senel
-------------