6 Haziran 2009 Cumartesi

BENİM EN GERÇEK HÂLİM!


42 yaşındayım: Biraz büyüdüm sayılır!

Çocukken, bize “erkekler ağlamaz” diye öğretmişler.
Ondan beri gözyaşlarımı içime atmaya çalıştım; çok birikince yazılar-şiirler besleyip-büyüttüm!
Dayanamadığım; kendimi tutamadığım zamanlar oldu!
Lavabolarda, hastane kuytularında ve sokaklarda tanıdığım kimseler görmesinler diye gizlice ve sessizce ağladığım oldu!

Benim çocukluğumun İstanbul'unda, ahşap evler, varlıklarından dolayı mahcubiyet içinde değillerdi; “yıkılsak ne olur!” diye inlemezlerdi ve içlerinde insanlar yaşardı.
O evlere bakıp da “Yansa da yerine betondan evler yapsak” deyip-bekleyenleri yoktu o evlerin!

Sokaktan dondurmacılar geçerdi ve biz de onlardan dondurma alır-yerdik.
Hijyen falan umurumuz değildi.
O zamanlar reklâm sektörü dondurmaya el atmamıştı, dondurma masum bi’ şeydi!

Annem yaşıyordu o zamanlar…
Ailesini seven, hüzünlü güzel ve gencecik bir kadındı.
Annem beni hiç bırakmayacak sanırdım.
Beni kucağına alır, kendi satın almış olduğum, ama okuma-yazma bilmediğim için okuyamadığım dergileri bana okurdu.

Ne güzel anlarmış!

Annem ölünce gizli-gizli ağladım.
Ulu-orta ağlayamadım.
Çok şey değişti, acım değişmedi.
Birçok şeye alıştım.
Saklasam da, annemin yokluğuna alışamadım.
Zamanla geçer sandım.
Aldanmışım…

Ben büyüdüm, ama özlemim de büyüdü.
İstatistiklere göre bir sayının eksilmesinden ibaret olan;
Biyolojiye göre doğal sayılan bu ölüm ve ayrılık, benim için hiç de öyle olmadı.
Annemi hep özledim…

Boğaz köprüsünden yürüyerek geçtik.
Babam, ben ve amcamın çocukları vardı.
Köprü beşik gibi sallanıyordu.
Çok güzeldi boğazın görüntüsü oradan!

Ortaokuldayken Jane Fonda’ya âşıktım.
O zamanlar gencecik, sarışın ve çok güzel bir kadındı!
Gözüm Ne Türkân Şoray’ı ne de Fatma Girik’i görüyordu.
Ona, Jane Fonda’ya, mektup atmayı düşünürdüm.
O zamanlar internet yoktu, PTT vardı.

İlkokula gittiğim gün, dün gibi duruyor gözlerimin önünde.
Okulun bahçesi, bana çok büyük gelirdi o zamanlar.
Uzun zaman önce gittiğimde okulun ve bahçenin ne kadar küçük olduğunu fark ettim.
O sıralar, yerde bulduğum kâğıtları bile okurdum.
Nerden bileyim, bilmenin biraz da acıtan bir şey olduğunu!

Arkadaşlarım birkaç kez beni terk ettiler!
İnandığım yolda yalnızsın dediler!
Savunduğum şeylere dair bilgi birikimim, onlara olan inancım kadar güçlü değildi!
Arkadaşlarımı İkna edemedim!
Çocukluğumdan beri sorgulanmaya; düşünsel olarak hırpalanmaya alıştım!
Gülümseyerek yürümeye alıştım.
Ama karşımdaki bir çocuk da olsa, haklıysa ikna olmaya hep hazırdım!

Çok yazarım, şiir de yazarım, ama gerçekten şiir yazarım!
Okuyunca sızlanan, canlanan şiirler ve inciten dizeler yazarım!

Artık büyüdüm.
Şimdi kendimi, çocukları, erkekleri ve kadınları daha iyi anlıyorum.
Babamı daha iyi anlıyorum.

Babama onu ne kadar çok sevdiğimi hâlâ söyleyemiyorum, ama belli edebiliyorum!
Ona çokça sarılıyorum; daha sık takılıyorum!

Anladım ki içimdeki çocuk büyümemiş.
Yaptığım tek şey onu saklamayı öğrenmek olmuş.

Aslında benim en gerçek hâlim oymuş.
Onu seviyorum…
Ama çok seviyorum!

--------------------------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
------------------------------------
savassenel@savassenel.com
savassenel@hotmail.com
skype: savas.senel

Etiketler: , , , , , , , ,

0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

Bu yayına verilen bağlantılar:

Bağlantı Oluştur

<< Ana Sayfa

dailymotion-domain-verification=dm2fwylev4ltjc22m